Erotiğin Kullanımları: Bir Güç olarak Erotik, Audre Lorde

22 Mar 21

Bugün konuşmak istediğim pornografik olanın farklı bir çehresi ya da karşıtı. Çünkü, bu gerçekten çok zor. Biliyorum ki benim için öyle ve eminim ki sizin için de öyle. Andrea Dworkin dün “düşmanımızı tanımamızın” gerekliliğinden bahsetti. Düşmanımızı gerçekten tanıyabilmemiz için kendimizi enerjimizi emen şeylere maruz bırakmak zorundayız. Bunu yapmak için de metanete ihtiyacımız var. Her birimiz en güçlü olduğu yerden savaşmalı. Bugün konuşmak istediğim şey de bu gücün kaynağı olarak, “erotik”. Ve içimizdeki erotiği tanımamızın ve onu pornografikle karıştırmamamızın ne kadar da acil bir gereklilik olduğu. Bunun adı “Erotiğin Kullanımları: Bir Güç olarak Erotik.” Gücün birçok çeşidi var; kullandığımız, henüz farkına varamadığımız ya da tanıyıp kullanamadığımız. Erotik her birimizin içinde derinlikle, ruhsal ve dişil bir düzlemde var olan bir kaynak. Tanınmamış ve ifade edilmemiş tüm duygularımızın gücüne dayanıyor. Tarihimizdeki her tür baskı kendini sürdürmek adına, ezilenlerin kültürüne ait birçok kuvvet verici ve dönüştürücü gücü kötüye kullanmış ve yapısını bozmuştur. Örneğin biz baskı altındaki kadınların enerji ve değişim sağlayan kültürü gibi. Şimdi… Bu durum, biz kadınlar için, hayatlarımızdaki hatrısayılır bilgi ve güç kaynağı olan erotiğin baskılanması anlamına gelmiştir. Bize bu kaynaktan şüphe duymamız öğretildi. Batı toplumlarında bu kaynağa çamur atıldı, hırpalandı ve itibarsızlaştırıldı. Bir yandan yüzeysel anlamda erotik olana işaret edilerek kadınların erkeklerden daha “aşağı” olduğuna karar verildi. Bir diğer yandan kadınlara acı çektirildi, kendilerini hor görmeleri ve varlıklarından şüphe etmeleri sağlandı. Yani aslında bu bahsettiğim noktayla, kadınların güçlü olabilmesi için yaşamlarında ve bilinçlerinde erotik yanlarını bastırmaları gerektiğini söyleyen yanlış inanç noktası arasında çok kısa bir mesafe var. Fakat bu yanlış inançta bahsi geçen “güç” son derece yanıltıcı ve gerçekten uzak. Çünkü erkeği merkezine alan bir güç modeli bağlamında şekillendirilmiş bir kavram. Kadınlar olarak biz, bilincimizin en derin ve usa aykırı yerlerinden yükselen gücümüze güvenmedik. Çünkü eril dünya, bunu yapmamamız konusunda hayatlarımız boyunca bizi ikaz etti. Bu öyle bir eril dünya ki kadınların duygu derinliğine, onları etrafında tutup kendi çıkarlarına hizmet ettirecek ölçüde değer veren, fakat aynı zamanda bu derinliğe ve yaratacağı imkânlara yakından bakmaktan fena halde korkan bir dünya. Yani bu bakımdan kadınların, ruhen suistimal edilmek üzere uzak ve “aşağı” konumda tutulduğunu söyleyebiliriz; tıpkı karıncaların efendilerine yaşamsal kaynak sağlamak için yaprak bitlerini yanlarında tuttuğu gibi. Oysa erotik olan, uyanıştan korkmayan ve hislerin yeterli olduğu inancına boyun eğmeyen kadına adeta bir tazelenme pınarı ve cezbedici bir kuvvet sunar. Erotik olan bugüne dek yanlış adlarla anıldı ve bizlere karşı kullanıldı. Bulanık, önemsiz, saykotik, pornografik, yapaylaştırılmış bir duyumsamaya indirgendi. Bu yüzden erotik olanı bir güç ve bilgi kaynağı olarak keşfetmekten genellikle çekindik. Onu tam zıttıyla, yani pornografik olanla karıştırdık. Ne var ki pornografi, erotik olanın gücünün net bir inkârıdır, çünkü gerçek duyguların bastırılmasını temsil eder. Pornografi, duygusuz bir duyumsamadır. Erotik olan ise kendiliğimizin başladığı noktayla en derin duygularımızın kaosu ve gücü arasındaki ölçüdür. Erotik olan, bir kez deneyimledik mi tadı damağımızda kalan ve tekrar deneyimlemek isteyeceğimiz bir içsel tatmin duygusudur. Bir kez bile olsa bu duygu derinliğini tecrübe ettik ve gücünü tanıdık mı, gurur ve özsaygı hisseder, ve bir daha kendimizden daha azını bekleyemez oluruz. Fakat kendimizden, hayatlarımızdan, yaptığımız işlerden en iyisini beklemek hiç kolay bir iş değildir. Toplumumuzda iyi bir şeymiş gibi lanse edilen sıradanlığın ötesine geçmek ise her zaman tehlikeli, korkutucu ve zordur. Fakat erotik olanın asıl işlevi nefaseti cesaretlendirmektir. Evet, erotik olanın işlevi fazileti teşvik etmek ve onun yolunda ilerlememiz için bize kuvvet vermektir. Ne var ki korkuya teslim olmak ve sınırları zorlarcasına çalışmak bir lükstür, ve buna yalnızca “istemsizce yaşayanlar”ın gücü yeter. “İstemsizce yaşayanlar”dan kastım, kaderlerini kendileri yazmak istemeyenlerdir, ki umarım bu varoluş şu an burada bulunan kimseye hitap etmiyordur. Erotik olanın bize öğrettiği bu içsel fazilet şartı, kendimizden ya da başkalarından “imkânsızı talep etmek” gibi anlaşılmamalı, yanlış yorumlanmamalıdır. Çünkü böylesi büyük bir talep kişiyi süreç içinde işlevsiz hale getirir. Erotik olan sadece ne yaptığımız meselesi değildir; daha ziyade kişinin, “yapım” aşamasında hayati bir parça olduğunu hassasiyetle ve etraflıca hissetmesi meselesidir. Bir kez tatmin duygusunu, bütünlük ve tamamlanmışlık hissini tadabileceğimizi gördük mü, o zaman hangi hayat çabalarımızın bizi bu tip duygulara yakınlaştırdığını gözlemleyebiliriz. Yaptığımız her şeyin amacı, kendi hayatlarımızı ve çocuklarımızın hayatlarını daha olası ve daha zengin kılmaktır. Giriştiğimiz her işte erotik olanı kutlarken işim, benim tarafımdan alınmış son derece bilinçli bir karardır; bir diğer deyişle, içine minnetle sokulduğum ve güçlenerek ayağa kalktığım bir yataktır. Kuşkusuz, böylesi güçlenmiş her kadın tehlikelidir. Bizlere erotiğin çağrısını, hayatlarımızın seks dışındaki birçok önemli bölümünden ayrı tutmamız gerektiği öğretildi. Erotik köklerimiz ve yaptığımız işlerden almamız gereken tatmin göz ardı edildi. Bu, yerine getirdiğimiz görevlere karşı hoşnutsuzluğumuzdan anlaşılıyor. Örneğin, çok zor olsa bile, yaptığımız işleri ne sıklıkta gerçekten çoook seviyoruz? Bir ürünü insani ihtiyaçtan ziyade kâr olarak tanımlayan, ya da insani ihtiyaçların manevi ve duygusal boyutunu yok sayan sistemlerin en korkutucu tarafı, yaptığımız işlerin erotik değerini, erotik gücünü, hayati cazibesini ve bize bahşettiği içsel doygunluk hissini bizlerden çalıyor olmasıdır. Böylesi bir sistem çalışmayı, bir gereklilikler parodisine indirger. Bu korkunç sistemler iş yapmayı, kendimiz ve sevdiklerimiz için verdiğimiz bir ekmek kazanma mücadelesine ve kayıtsızlığa indirger. Bu, bir ressamın gözlerini bağlayıp ona her zamankinden daha iyi bir resim çizmesini söylemekten ve bundan zevk almasını talep etmekten farksızdır. Bu yalnızca imkansıza yakın değil, aynı zamanda son derece acımasız bir beklentidir. Kadınlar olarak biz, dünyamızın nasıl değişebileceğinin yollarını incelemeliyiz. Burada tam olarak sözünü ettiğim şey, hayatımızın ve işlerimizin her açıdan masaya yatırılmasının gerekliliğidir. “Erotik” kelimesi Yunanca eros’tan gelir ve aşkın her anlamda kişileştirilmesi demektir. Eros Kaos’tan doğar. Özneleşen bir yaratıcı güçtür, bir ahenktir. Öyleyse “erotik olan”dan her bahsettiğimde, kadınların yaşamsal gücünün beyanından da bahsetmiş oluyorum; git gide güçlenen bir yaratıcı enerjiden, dilimiz, tarihimiz, danslarımız, aşklarımız, işlerimiz ve hayatlarımız üzerinde talep ettiğimiz hakkımızdan ve bilincimizden bahsediyorum. Pornografi ve erotizm sıklıkla aynı kefeye konulmaya çalışıldı. Cinselliğin kullanımında birbirine taban tabana zıt iki kutup olarak. Bu çabalar manevi (yani ruhsal, duygusal) olanı politik olandan ayırmaya çalıştı, birbirine karşıt ve çelişkili görünen iki ayrı kavrammış gibi gösterdi. “Şairane bir devrimci mi? Tefekkür eden bir silah kaçakçısı mı? Ne demek istiyorsun?” gibi tepkiler alıyorum. İşin aslı şu ki, bu insanlar varlar ve bu odada bulunuyorlar. …alkışlar… Buna benzer bir şekilde manevi olanla ve erotik olanı da ayırmaya çalıştık. Ruhsal olanı, müphem bir bilinmezin düzlendiği duygulanıma, hiçbir şey hissetmemeye baş koymuş bir münzevinin dünyasına indirgeyerek. Ne var ki “hiçbir şey” gerçekten ötededir. Münzevinin keskin perhizi bir öz disiplinle değil ancak bir öz yadsımayla hükmeden bir saplantıya dönüşür. Öyleyse ruhsal olanla politik olan arasında kurulan ikili karşıtlık yanlıştır. Bu yanlışın sebebi erotik bilincimize yeteri kadar dikkat göstermememizdir. Ruhsal olanla politik olan arasındaki köprü erotik olan tarafından inşa edilmiştir. Duyusal, tensel olanla. Bu köprünün mimarı, paylaştığımız en derin, en güçlü ve en zengin fiziksel, duygusal ve psişik ifadelerdir—kelimenin tam anlamıyla her birimizin hissettiği aşkın tutkularıdır. “Bana doğru geliyor” cümlesi, erotik olanın gücünün elle tutulur bir bilgi olduğunu kanıtlar. Çünkü bu cümlenin anlamı ve hissiyatı, kişiyi herhangi bir idraka götürecek olan en kuvvetli ve öncül kılavuzdur, ışıktır. Sizden her zaman şunu hatırlamanızı rica ediyorum: anlayış, bir yardımcı gibidir—içimizdeki unutulmuş bilgilere giden yolumuzda bize refakat eden, bilinmeyene açıklık getirebilmemizi sağlayan bir yardımcı. Erotik olan ise en derinlerimizde yatan bilgilerin besleyicisi ya da hemşiresidir. Erotik olanın benim için bazı şekillerde işler. İlki, başka biriyle aynı amacı derinlemesine paylaşırken bana verdiği güç. Paylaşmanın verdiği neşe—fiziksel, duygusal, ruhsal ya da entelektüel olsun—bunun paylaşıldığı kişiler arasında bir köprü kurar. Böylece paylaşmadığımız şeyi görebilmemizi sağlar ve aramızdaki farklılık tehdidini azaltır. O fark her zaman üstesinden gelinemez olarak görülür. Erotik bağın benim açımdan bir diğer işlevi ise, coşku hissini açıkça ve korkusuzca duyabilme kapasitemin altını çizmesi. Nasıl ki bedenim müziğin sesini duyduğunda esner, karşılığa açılır ve en derin ritimlere kulak verir, her duyu katmanım da erotik anlamda beni tatmin eden tecrübelere doğru git gide açılır—bu dans etmek de olabilir, bir kitaplık inşa etmek de, bir şiir yazmak da olabilir sevişmek de, ya da bir düşünceyi irdelemek. Kadının özüyle kurduğu bu bağ, hissedebildiğimi bildiğim coşkulu duyguların ölçüsü haline gelir ve bana hissedebilme kapasitemi hatırlatır. Yerine hiçbir şey konulamayacak olan bu coşku kapasitem ve ona dair bilincim, bana hayatımın tüm alanlarında bu coşkuyu yaşamamı salık veriyor. Dahası, hayattan tatmin duymanın mümkün olduğunu ve bunun evlilik, tanrı ya da ahiret adları altında olması gerekmediğini belirtiyor. Toplumumuzda erotik olandan bu denli korkulmasının ve nitekim var olabildiği tek yer olan yatak odasına sürgün edilmesinin bir sebebi de bu. Hayatlarımızın her çehresini bir kez en derinden hissettik mi, kendimizden ve yaşam gayelerimizden, hissedebilme kapasitemizin olduğunu bildiğimiz coşkuyla uyumlu olmalarını talep ederiz. Erotik bilincimiz bizi güçlendirir, varlığımızın tüm yönlerini irdelememizi sağlayan bir mercek haline gelir. Bu yönlerin göreceli anlamlarının hayatlarımızdaki erotik kıymetini dürüstçe değerlendirmeye bizi iter. Ve bu her birimizin içinden dışarı yansıyan çok yüce bir sorumluluktur, çünkü “makul” olana biat etmemeyi, baştan savma, beklendik ve alışılmışa tamam olmamayı, salt güvenli olanı tercih etmemeyi içerir. Bazılarınız hatırlayacaktır, bazılarınız da belki hatırlayamayacak kadar gençtir. Biz İkinci Dünya Savaşı esnasında kapalı paketlerde, beyaz, renklendirilmemiş margarinler satın alırdık. Berrak ambalajlarının tam ortasında bir topaz gibi gizlenmiş sarı boyalı bir kısım olurdu. Margarini yumuşaması için bir süre dışarıda bırakır, bıraktıktan sonra bu sarı topçuğa elimizle hafifçe bastırırarak margarini iyice yumuşatırdık. Bu sayede ortasındaki sarı ve zengin topçuk, paketin solgun ve renksiz olan diğer kısımlarına sirayet ederdi. Sonrasında margarini dikkatlice elimize alır ve bu çekirdeğimsi kısmın rengi tüm pakete yayılana ve onu etraflıca renkli yapana kadar ileri geri defalarca yoğururduk. Ben erotik olanı içimde, böyle bir çekirdek olarak buluyorum. İçine hapsolduğu yoğun topçuktan bir kez dışarı taştı mı, aniden akmaya ve hayatımı şiddetli bir enerjiyle renklendirmeye başlıyor. Bu enerji ise tüm hayat tecrübelerimi yükseltiyor, hassaslaştırıyor ve güçlendiriyor. En derin arzularımıza kulak verip onlara evet demekten korkmak üzere yetiştirildik. Fakat serbest bıraktığımız beklentilerimizin talepleri bizi kaçınılmaz olarak hayatımızı ihtiyaçlarımızla, bilgimizle ve arzularımızla uyumlayacak eylemlere yöneltir. Derin ihtiraslarımızın korkusu ise bunları hep zanlı tutacak ve bizi de uslu, sadık ve itaatkâr bireyler olarak tutacak. Ve kadınlar olarak uğradığımız baskıların çoğunu kabul edip onlara tamam olmaya ya da kabul etmeye bizi yöneltecek. Kendimizin “dışında” yaşadığımızda, ki bundan kastım içsel bilincimiz ve ihtiyaçlarımızdan ziyade dıştan gelen emirler ya da bizden beklenenler doğrultusunda yaşamaktır, işte o zaman hayatlarımız dışsal ve yabancı unsurlar tarafından sınırlanmış olur. İçimizdeki erotik rehberden uzak yaşadığımızda, kişisel ihtiyaçları bir kenara bırakın insani ihtiyaçları bile hiçe sayan bir sistemin yaptırımlarına boyun eğmiş oluruz. Fakat “içimizden” yola çıkıp dışarı doğru yaşamaya başladığımızda, o en derin yerden başlayıp sonra uzantılarımıza ve yaşadığımız hayata yöneldiğimizde, erotik olanın gücüne temas ettiğimiz, bu gücün kendi eylemlerimizi ve etrafımızdaki dünyayı şekillendirip aydınlatmasına izin verdiğimizde, işte o zaman kelimenin tam anlamıyla kendimize karşı sorumluluk hissetmeye başlarız. En derin duygularımızı tanımaya başladığımızda, acı çekmeyi, kendimizi hiçe saymayı ya da bu toplumumuzda bunların tek alternatifi gibi gözüken kayıtsızlıkla yetinmeyi de ister istemez bırakırız. Kendimizi eylem almak üzere yetkilendirir, güçlendiririz. Böylece baskıya karşı aldığımız her eylem, içimizde yekpare bir hal alır; içimizden dışımıza taşan, motive ve kuvvetlenmiş bir parça haline gelir. Erotik olanla temas halindeyken güçsüzlüğü kabul edemem. Teslimiyet, umutsuzluk, arka planda kalma, depresyon ya da kendini inkâr etme gibi bana doğal gelmeyen varoluş biçimlerine razı olamam. Ve evet, burada bir hiyerarşi var. Bana göre evin arka çitlerini boyamakla bir şiir yazmak arasında fark var. Fakat bu fark, sadece bir nicelik farkı. Ve benim için, iyi bir şiir yazmakla sevdiğim kadının bedeninin yanında güneş ışığına doğru yürümek arasında bir fark yok. Bu da beni erotik hakkındaki—şimdilik—son değerlendirmeme getiriyor. Birbirimizin duygularının gücünü paylaşmak bu gücü bir peçete kullanırmışçasına bir başkasının duygusunu kullanmaktan farklıdır. Erotik ya da başka türlü —kendimiz dışındakilerin tecrübesini görmezden geldiğimizde, bizimle beraber bu mücadelede olanların duygularını paylaşmış değil kullanmış oluruz. Kullanılanın rızası olmadan kullanmak ise suistimaldir. Erotik duygularımızı kullanmak için onları önce tanımalıyız. Derin duygular paylaşma ihtiyacı insani bir ihtiyaçtır. Fakat Avrupalı-Amerikan gelenekte bu ihtiyaçların tatmini bazı erotik okazyonların yasaklanmasıyla sağlanmaya çalışılmaktadır. Bu okazyonlar neredeyse her zaman görmezden gelme üzerine kuruludur. Nedense hep din, ayin, çete şiddeti, hatta doktorculuk oynamak gibi başka adlarla çağırılırlar. İnsani ihtiyaç ve amellerin bu şekilde yanlış adlandırılması, pornografi ve müstehcenlikle sonuçlanan çarpıtmalara, daha doğrusu duyguların istismarına yol açar. Gücümüzün artışında ve sürekliliğinde erotik olanın önemini görmezden geldiğimizde, ya da erotik ihtiyaçlarımızı başkalarının varlığı vasıtasıyla karşılarken kendimizi göz ardı edersek, karşımızdaki kişileri yalnızca birer tatmin aracı olarak kullanmış oluruz. Bu arada belirtmek isterim ki bu konferans benim için kelimenin tam anlamıyla erotikti. Umarım birçoğunuz için de öyledir, çünkü çok derin duygulara değindik ve bunun sonucunda, geçmişte de gördüğümüz gibi, sahici eylemler alınacağını biliyorum. Konuya dönecek olursam, erotik ihtiyaçlarımızı kendimizi göz ardı ederek karşılarsak, karşımızdaki kişileri yalnızca birer tatmin aracı olarak kullanmış, tatmin yolunda yaşadığımız coşkuyu onlarla paylaşmamış, benzerlik ve farklılıklarımız vasıtasıyla ortak bir bağ kurmamış oluruz. Herhangi bir anda ne hissettiğimizin bilincinde olmayı reddetmek, her ne kadar rahat gözükse de, erotik tecrübemizin büyük bir bölümünü inkâr etmek demektir. Dolayısıyla pornografik olana, istismar edilene ve absürde indirgenişimize kendi ellerimizle izin vermiş oluruz. Erotik olan bir başkasından öğrenilemez. Bir Siyah lezbiyen feminist olarak birlikte dans ettiğim, eğlendiğim ve hatta savaştığım kız kardeşlerim hakkında duygularım, bilgim ve belli bir anlayışım var. Bu köklü iştirak, daha önce gerçekleşmesi mümkün olmamış ahenkli eylemlerin müjdecisi oldu, ki burada her birimiz bunun meyvesiyiz, değil mi? Fakat bu erotik mesuliyet Avrupalı-Amerikalı eril geleneğin içinde yaşayan birçok kadın tarafından kolayca paylaşılamıyor. Biliyorum ki bu, bilincimi öyle bir yaşayışa ve hissiyata ayak uydurmak üzere yaşarken benim için de mümkün değildi. Ancak şimdilerde git gide kendini kadın olarak tanımlayan ve erotik olanın enerji dolu yükünü paylaşmaktan çekinmeyen cesur kadınlar olduğunu görüyorum. Dahası bunu, bu paylaşımın sınırsız gücünü ve yaratıcı doğasını bozmadan yapıyorlar. Erotik olanın hayatlarımızdaki gücünü fark etmek, farklı dramların hiç değişmeyen karakterlerine seyirci kalıp kabullenmek yerine, bize dünyamızda hakiki farklar yaratabilmemiz için enerji verir. Bunu başarırsak içimizdeki en derin yaratıcı kaynağa sadece dokunmakla kalmış olmaz, bunu ırkçı, patriarkal ve erotik karşıtı bir toplumda, özellikle dişi ve öz-olumlayıcı bir şekilde yapmış oluruz. Hepimizin o en derin duygularıyla temasta olmasını diliyor ve bu temasın, farklı gördüğümüz ve bizi ayıran taraflarımız arasında birer köprü oluşturabilmesini umuyorum. Teşekkürler.

Daha Fazla İçerik
Etiketler