Toz Dünyalar, Toz Sözcükler, Michael Marder

13 Mar 21
“Bu iki konuşma ile yaklaşık 6 aylık bir zaman dilimi içerisinde çok farklı bağlamlarda karşılaştım. Yan yana geldiklerinde içinden geçmekte olduğumuz ‘yeni materyalizmler’ dönemi diyebileceğim, ontolojik ve epistemolojik dönüşümler bütününe dair içerdikleri çoğulcu yaklaşım ve kullandıkları son derece somut ve anlaşılabilir dil ve yöntemler yüzünden bende heyecan verici bir etki bıraktılar. Nesne yönelimli ontolojileri uzun süre fazlasıyla opak, dolayısıyla baskılayıcı bulmuş birisi olarak yeni materyalizmleri anlamanın ve anlamlandırmanın daha çoğulcu olanaklarını sunan, birbirinde çok farklı iki konuşma olarak değerlendirdim bu konuşmaları. James Bridle'ın yer teknolojik arayüzlere dair kurduğu anlatı hem tarihsel derinlik hem örneklendirme açısından çok sağlam. Aynı zamanda bilgisayarlar ve teknolojik akıl ile olan ilişkimizi merkeziyetçi iktidar yapılarından uzağa, çoğulcu ve özgürleştirici olasılıklara doğru açan bir tarafı var. Örneğin konuşmanın sonunda değindiği ‘Öteki Zekâlar’ kavramı ile dikkatimizi yapay zekâdan ters yöne doğru, yeryüzünü paylaştığımız diğer zekalara doğru yönlendirmesi gibi. Michael Marder biraz daha soyut ve felsefi spekülasyon alanında ilerliyor olsa da Spinoza'dan ödünç aldığı geometrik kanıtlama yöntemini kullanması, bu sebeple aktarımındaki kusursuz saf mantık ile konuşmanın içeriği arasındaki bağlantı bence bu konuşmanın temelindeki yazıyı bir sanat yapıtına yaklaştırıyor. Dil ile nesnel, maddesel dünya arasındaki geçirgenlik, göstergenin maddeselliği veya maddenin göstergeliği gibi olasılıkları ortaya koyduğu için aslında James Bridle’ın teknolojik arayüzleri ele alışından çok da uzak olmayan bir yerde: dil, arayüz, madde, nesne, gösterge, referans süreç, sonuç gibi birbirinden ayırmaya alıştığımız şeyleri ortak bir ‘plastisite’ düzleminde, bir ilişkiler ağı içinde sürekli karşılıklı etkileşim ve oluşum halinde düşünmemizin yolunu açıyor.”

Bu, deneysel bir formatta biraz deneysel bir yazı ve sunum. Çünkü, ortaya çıkardığım şey neredeyse sunulamaz bir şey. Sizin de muhtemelen özette okuduğunuz gibi bunun sebebi Spinoza’nın Etika’da izlediği geometrik sunum yöntemi üzerinden tartışarak, Spinozacı bir yolla ilerlemiş olmam. Ama, nasıl gideceğini göreceğiz. Başlamadan önce, hızlıca aşinalık kazanmakta olduğumuz bu format üzerine kısaca birkaç şey söylemek istiyorum. Kanlı canlı sunumlar yerine bu çevrimiçi sunum formatı, Zoom sunumu ve bizim belirli konumuz toz üzerine. Bence dijital sunumlarla kanlı canlı sunumlar arasındaki ana farklardan biri bu. Çünkü mesele şu: Aramızda ne tür bir toz var?

2016’da toz üzerine yayımladığım kitapta yazdığım gibi, tabii ki gözlüklerimin üzerinde toz var, burada havada süzülen tozlar var, bilgisayar ekranımın üstünde toz var. Ve bu sizler için de geçerli, gözlük takanlarınız aynı dertten muzdarip olabilir, ne kadar silersek silelim bilgisayar ekranlarımız tozla kaplı ve bir de havada süzülen tozlar var. Yani bu çevrimiçi yan yanalıkta aramızdaki tozu paylaşmıyoruz. Değil mi? Benim için kanlı canlı sunumlar ve çevrimiçi varoluş ve yan yanalık arasındaki ana fark bu, çevrimiçinde toz ayrı tutuluyor ve karışmıyor. Yani bu konuşma durumu tuhaf bir şekilde yazmaya benziyor, bahsettiğim toz katmanları arasından bilgisayar ekranına baktığım zamanlara. Dediğim gibi sunacağım bu yazı deneysel bir yazı ve sunum şekli de deneysel. Kanıt araçlarını büyük çoğunlukla kastedilen tanımların, aksiyomların ve önermelerin…vb. inin temeline dayanarak oluşturacağım. Çünkü aksi takdirde bu sunumu çevrimiçi takip etmek imkânsız olurdu. Bunların Spinoza’nın kendisinin de takip ettiği geometrik yöntemi temel alarak yapılmış çıkarımlar olduğu konusunda bana güvenip, inanmalısınız. Ama basılı hali çıktığında, tabii ki her şeyi kontrol etmekte özgürsünüz, muhtemelen gelecek sene içinde basılacak. Çünkü bu yazı aynı zamanda bir süredir toz üzerine beraber çalıştığım Tomas Saraceno’nun daveti üzerine yazıldı. Şimdi bu kısa protokolü geçtiğimize göre, 

Giriş: Toz üzerine düşüncelerimde, Spinoza’nın Etika’sını takip eden yarı-geometrik tanımlar, aksiyomlar ve önermeler olarak ortaya çıkan enfes bir ironi var. Bu düşüncelerin keskin formu, şüphesiz ki dağınık ve gelip geçici içeriğiyle örtüşmemektedir. Bu sert, matematiksel ve geometrik formlarla toz üzerine olan içerik arasında bir çeşit boşluk vardır. Ama söz konusu tezat siz dinleyicileri biraz olsun güldürmek için değildir. Düşüncenin formu ve içeriği arasında ortaya çıkan çelişkiler patlamaya hazır, tehlikeli bir spekülatif enerji barındırır. Bu enerji serbest bırakıldığındaysa anlayışa bir dizi şok yaşatır, sadece daha önceden anlaşılmış olanı temel alarak anlayan, rahat ve esasen muhafazakâr olan anlama yetisine bir dizi şok yaşatır, değil mi? Yani felsefi olarak anlamak üzerine düşündüğümüzde, kavrayabileceğimiz ya da anlayabileceğimiz yeni hiçbir şey yoktur. Çünkü zaten sadece halihazırda anlaşılmış olanı temel alarak anlarız. Ve yani yeni bir şeye, orijinal bir şeye varmak için yapmamız gereken bu yetiyi rahatından etmektir. Ve belki de demek istediğim şu; konuşulan şeyin içeriği ve formu arasındaki bu çelişki, anlamayı rahatından etmek için şok etmenin yollarından biridir.   

Şokun etkisindeki anlayış, bir nesneyi halihazirda var olan bilişsel matrislere dahil etmekten uzaklaşır ve kendisini toza katmaya teşvik edilmiş olur. Şimdi Giriş kısmının açıklamasına geçebiliriz: Baruch Spinoza tozla yakinen aşinaydı, Hollanda’da bir lens zımparacısı olarak çalışan bu Portekizli Yahudilerin torunu, şüphesiz ki oldukça fazla toz solumuştu. Teleskoplar ve mikroskoplar için yaptığı yüksek kaliteli lenslerle tanınmasına rağmen, Spinoza, felsefi yazıları sayesinde ölümünden sonra şöhrete kavuşacaktı. Bu yazıların başlıcası Etika’sıydı. Öklid geometrisi üzerinden şekillendirilmiş bir yapısı olan bu kitap doğaya boyun eğmekten akla, duygulardan insan özgürlüğünün ihtimallerine uzanan çeşitli mevzularla ilgiliydi. Benim toz üzerine düşüncelerim Etika’ya, sessizce bazı temellerini ve açıklamalarını bozan -özellikle de töze dair olanları- bir dipnot veya giriş minvalinde görülebilir. Spinoza’dan açıkça ödünç aldığım şey ise eserinde bahsettiği ispatın geometrik düzenidir, tanımlar ve aksiyomlardan önermelere, onların kanıtlarına ve derinlemesine açıklamalarına doğru bir izlek: tek bir kelimeyle özetlemek gerekirse tozlaşma. O halde sözü uzatmadan tanımlara geçelim. Bu konuşmanın başka bir versiyonunu açmaya çalışacağım, böylece bu makale formatını takip etmemiz gerekmeyecek. Size sunmak istediğim altı tane tanım var, lütfen bunları bu sunumda bahsedeceğim her şey için bir çerçeve olarak aklınızda tutun. 

Birinci Tanım: Dünyalar derken daha önce veya henüz yazılmamış kelimelerden bahsediyorum. Daha önce veya henüz dile getirilmemiş ya da biçimi sabitlenmemiş olan. Ama zaman ve mekânda birbirlerine eklemlenmiş, zaman ve mekân hissini ifade eden. Yani dünyalar budur. Daha önce veya henüz dile getirilmemiş kelimelerdir. Daha önce veya henüz dile getirilmemiş, ama birbirlerine eklemlenmiş.  

Kelimeler derken -bu İkinci Tanım- dünyaların sembolik anlam birimlerine damıtılmış parçalarından bahsediyorum. Yani her kelime, dünyanın sembolik anlam birimine damıtılmış bir parçasıdır.   

Üçüncü Tanım: Eklemlenme derken neyi kast ediyorum? Eklemlenmenin benim için üç anlamı var. Birincisi, şeylerin fiziksel olarak birleşmesi, şeyleri fiziksel olarak mekânda bir araya getirmek. İkincisi, konuşmada seslerin kasti bir şekilde çıkarılması. Ve üçüncüsüyse, bir açıklamada düşüncelerin art arda dizilmesi. Ya da kısaca eklemlenmenin 3D ve 0Dnin birleşmesi olduğunu söyleyebiliriz. 

Dördüncü Tanım: Anlam derken neyi kast ediyorum? Anlam derken tekrar edilebilir veya yinelenebilir eklemlenmelerden bahsediyorum. Tekrar edilmesi mümkün, mutlak anlamda biricik ve tekil olmayan eklemlenmelerden. 

Beşinci, tekrar edilebilirlik derken neyi kast ediyorum? Tekrar edilebilirlik derken günümüzün parçalarının geçmişin ve geleceğin parçalarına çevrilmesinin imkânlılığından ve imkânsızlığından bahsediyorum. 

Ve Altıncı, nihayetinde son tanım: Çeviri derken neyi kast ediyorum? Çeviri derken, gene üç şey arasında, zaman ve mekân düzleminde, nihai olmayan denklikler kurma pratiğinden bahsediyorum.    

Bu denklikler nelerin arasındadır? Birincisi, bir kelimeyle diğeri arasındadır, genelde çeviriden söz ettiğimizde aklımıza gelen budur. Çeviri, bir dilde bir kelime ile başka bir dilde bir kelime arasında kurulmuş denkliklerdir. 

ma çeviri buna ek olarak başka anlamlara da gelir. Çevirinin benim için ikinci anlamı, bir dünyayla başka bir dünya arasında nihai olmayan denklikler kurmak, oluşturmaktır. Yani, sadece bir kelimeyle diğer bir kelime arasındaki denklik değil, aynı zamanda bir dünyayla diğer bir dünya arasındaki denkliktir. Son olarak, çeviri aynı zamanda bir kelimeyle bir dünyanın bir unsuru arasında denklikler kurmaktır, değil mi? Benim için çevirinin üç parçalı anlamı budur. Şimdi tanımlar kısmına dair kısa bir açıklama. Bu listede tozun bir tanımı olmaması benim hatam değil, bir gereklilik meselesidir. Çünkü fark etmişsinizdir ki tozu tanımlamadım. 

Tozun tanımlardan sıyrılarak tanımlandığı söylenebilir, geçici oluşumlarında öyle farklı, dağınık ve çok çeşitli şeyleri bir araya getirir ki. burada anlayışımızın alışkanlıkla başvurduğu farklı tasnif sistemleri çöker. Küf sporlarından kıyafetlerin mikroelyaflarına, polenlerden ölü deri hücrelerine, karbon parçacıkları ve kum tanelerinden toz akarlarına ve daha nicesine. Toz, yaşayanla ölünün, geçmişle geleceğin, yakın ve uzağın, kendimizin kıymıklarıyla geniş dünyanın tuhaf bir kombinasyondur. Belirli kombinasyonlarıyla geçici bir kümedir. Aynı zamanda, evrensel ve varoluşsal ölçeklerde, bireysel bir varoluştan önce gelenlerin ve onun ardında kalanların çerçevesidir. Bitkilerin ve hayvanların, fabrikalar ve emisyonlarının, insan bedenleri ve yıldızların bireysel varoluşları. Değil mi?  

Yani başka bir deyişle, bütün bunlar tozun tanımlanmayacağı anlamına gelir, hatta belki de toz tanımlanamazlığıyla tanımlanır. Böylece tanımlar kısmının sonuna geldik. Şimdiyse iki aksiyomdan bahsedeceğim, çok kısalar, fakat devamında gelecek her şey için ve hatta benim toza dair ve onun dışındaki bütün çalışmalarım açısından çok önemli bunlar. 

Birinci Aksiyom: Eklemlenmenin öncesinde ve sonrasında, ve onunla eşzamanlı olarak parçalanma gelir.. Hatırlarsınız ki tanımlardan biri eklemlenmeydi, ama gerçekten eklemlenme için, önünden ve arkasından gelen, arasına karışan parçalanmayı da hesaba katmamız gerekir. Bu Birinci Aksiyom.  

Ve İkinci Aksiyom: Toz, olmuş olan ve olacak olandır. Toz, olmuş olan ve olacak olandır. Şimdi önermelere geçmeye hazırız. 

Sekiz adet önerme var, dolayısıyla oldukça kısalar. Size geometrik açıdan kısa ve öz olmayan yerlerde bazı kanıtlar sunacağım ve bazı önerme sonuçları ve notlar da. 

Önerme Bir: Dünyalar, kelimeler olmadan anlaşılamaz ve kelimeler, dünyalar olmadan kavranamaz. Dünyalar ve kelimeler arasında bir çeşit karşılıklı bağımlılık durumu vardır -en azından biz insanlar açısından- dünyalar, kelimeler olmadan anlaşılamaz ve kelimeler, dünyalar olmadan kavranamaz.

Şimdi, bu Birinci ve İkinci Tanım’dan dolayı zaten net ve önceden bahsettiğim geometrik kanıt da bu. Ama buna dair bir Önerme Sonucu da var. Kelimeler başka kelimelere bağlandığında, sadece bu diğer kelimeler hâlâ kendi dünyalarına işaret ettiği, indirgendiği, kendi dünyalarını ifade ettiği sürece anlamlıdırlar. Dolayısıyla her çeviri düzeyi eşit değildir, ya da başka bir deyişle her çeviri kendince meçhuldür, bazı çeviri edimleri dünyaların ve kelimelerin tozlarından başka bir şey içermez. İkisi birbirlerine veya başka kelimelere ve dünyalara bağlanmadığında tozlaşma oluşur. 

Bu Önerme için Bir Numaralı Not: insan olmayan faillerin dünyalarını yorumlamak için kelimelere veya kavramlara ihtiyacı yoktur. Eklemlenme aracındaki daha ince kademeler, örneğin titreşimleri içerenler burada öne çıkar. Anlam ve duyu, titreşimlerin genellenebilir biçimlerinin veya mekânsal düzenlemelerin tekrarlarından doğar. Fakat anlam, anlamsızlıktan yola çıkar ve anlamsızlığa doğru geri sapar, aynı zamanda kendisinin ötekisine gebeymişçesine anlamsızlığı içinde taşır. Bu Aksiyom Bir’e göredir. Orada, hatırlayacağınız gibi, eklemlenmenin önünde, arkasında ve içinde parçalanma yer aldığından bahsetmiştim. 

Not İki: Yine de, kelimeler ve dünyalar içine ufalanmadan önce toz, anlaşılmaz ve çözülemez olanın çatlaklarında toplanır. Önerme İki: Eklemlenme, kelimelerle dünyaları eklemler, ama aynı zamanda kendisine, dünyaların ve kelimelerin içinde işleyecek şekilde atıfta bulunur.   

Bu Önerme için iki Kanıtım var. Birincisi, dünya oluşturmak, dünya olacak bir şeyin farklı yönlerini birbirine uydurmaya ve bu uyum için mekânsal ve zamansal parametreleri düzenlemeye dayanır. Dünya oluşturmak budur.  

Dünya olacak bir şeyin farklı yönlerini birbirine uyumlamak ve bu uyum için mekânsal ve zamansal parametreleri düzenlemektir. Dolayısıyla, her dünya esasen ilişkiseldir. Hem kendiyle kurduğu ilişki hem de ötekiyle kurduğu ilişkidir. Bir dünyanın ötekisi, ya başka bir dünya ya da dünyasızlıktır. Bu sebepten ötekiyle ilişkisi ya başkasının dünyasına ya da o dünyanın sonuna ulaşır, tozlaşmasına, toza dönüşmesine.   

İki Numaralı Kanıt: Yazılı veya sözlü olmasına bağlı olaraktan dünya oluşturmak, harflerin, sembollerin ve seslerin anlamlı dizilimler halinde toplanmasıdır. Bu dizilimler hem dünyadaki şeylerin, havadaki titreşimlerin, boyanmış veya oyulmuş maddelerin hem de bu dünyaya içkin anlamların yoğunlaşmasıdır. Dolayısıyla her kelime esasen ilişkiseldir. Kelimenin kendiyle ilişkisinin ve ötekisiyle ilişkisinin bir formudur. Bir kelimenin ötekisi ya başka bir kelime ya da kelimesizlik, sessizliktir. Bu sebepten, bir kelimenin ötekisiyle ilişkisi ya daha kapsayıcı bir anlam yapısı inşa eder ya da kendini sessizlikle, ses üretimine indirgenemeyecek titreşimlerle karşılaştırır. 

Bu Önermeye dair bir Önerme Sonucu daha: Aslında eklemlenme, Kartezyen modernitenin ayırdığı iki ontolojik rejimi birbirine eklemler: Akıl ve beden, anlam ve madde. Hatırlayalım, tanımına göre eklemlenme mekândaki şeyleri birbirine eklemler ama aynı zamanda sesleri, kelimeleri eklemleyip fikirleri birbiri ardına dizer. Yani, bu eklemlenme kavramında Kartezyen ayrımın üstesinden gelinir. Çünkü bu şekilde bir eklemlenme, akıl ve bedeni, anlam ve maddeyi birbirine eklemler. Aynı zamanda bu belirli bir Latince kelimedir, her kelimenin ve dünya oluşturma mekanizmasının işleyişidir. Dolayısıyla, eklemlenme her daim kendinden fazlasıdır. 

Önerme Üç: Parçalarına ayrılırken bile, toz eklemlenme oyununu oynar. Yani parçalarına ayrılırken bile, toz bu eklemlenme oyununu oynar. Kanıt: Kelimelerin ve dünyaların zaman ve mekânda eklemlenmesi dinamik ve sonludur. Parçalanmanın eklemlenmenin karanlık diğer yüzü olduğunu farz edersek bu gölge tozdan beslenir, tozu barındırır ve toz oluşmasına sebep olur. 

Not: Tozun eklemlenmeleri birkaç şeyi içerir. Birincisi, gerekli bir bütünlükten ve sabit bağlantılardan yoksun çeşitli şeylerin fiziksel olarak birleşmesi: akarlar, kozmik parçacıklar, deri kırıntıları, kıyafetler. İkincisi, tozun eklemlenmeleri, bir araç ve bu araç üzerinden yolculuk eden ve kıpraşan titreşimlerin ve ışık dalgalarının alıcısı arasında, orta bir yerde konumlanmayı içerir. Yani toz, -Marshall Mcluhan’ın deyimiyle- hem araç hem de mesajdır. Değil mi? Hem mesajı taşıyan araçtır hem de mesajın kendisidir ve bir anlamda bu araç üzerinden hareket eden titreşimlerin ve ışık dalgalarının da alıcısıdır. Tozun eklemlenmelerinin üçüncü anlamı, tozlaşmış olana doğru izi sürülebilecek çatlaklı bir semantik dizilim ve parçalı bir anlatı olmasıdır. Değil mi? Birazdan bir anlamın tozlaşmasının ve çatlaklı semantik dizilimlerin ve parçalı anlatıların toza indirgenmesinin ne demek olduğunu göreceğiz. 

Önerme Dört: Toz sadece dünyayı doldurmakla, dünyadaki şeyleri kendine dönüştürmekle yetinmez, aynı zamanda kendi içinde bir dünyadır. Yani toz, dünyayı doldurur ve kendi içinde bir dünyadır. Kanıt: Eğer dünya, daha önce veya henüz olmamış kelimelerin eklemlenmesini gerektiriyorsa ve dahası tozun eklemlenmeleri, eklemlenmenin tüm olası kavramlarını kullandıysa, o halde toz dünya oluşturur. Tekrardan, burada geometrik kanıt aracının büyük kısmını geçiyorum, ama mevcut olduğu konusunda bana güvenin. Buna dair bir Önerme Sonucu: Toz, bir şey toza dönüşürken başka bir şeyin varlığını yitirdiği ölçüde var olur. Değil mi? Yani, burada ters oran gibi bir şey vardır, toz, bir şey toza dönüşürken başka bir şeyin varlığını yitirdiği ölçüde var olur. Bu bir şey, dünyadaki varlıklara ya da ufalandıkları ölçekte dünyaların yıkımını ve gayridünyalaşma sürecini canlandıran bütünlüklü dünyalara işaret edebilir. Toz gayridünyalaşmayı olumlu bir şekilde ifade eder, toz gayridünyalaşmanın dünyasıdır. 

Not Bir: Tozun disiplinsel alanında -tozun içine dahil olabildiği ölçüde disiplinsel bağlamda- , astrofizik tozun dünya oluşturma yetisine ışık tutar. Not İki: Jacob von Uexküll’ün öncülük ettiği fenomenolojik biyoloji diye adlandırabilecek alanın ışığında toz, toz akarlarının ve benzer bir şekilde mantarların ve mikropların dünyasıdır. 

Önerme Beş: Toz dünyaları var olduğuna göre, toz kelimeleri de var olmalıdır. Değil mi? Toz dünyaları var olduğuna göre, toz kelimeleri de var olmalıdır ve bu Önerme için iki kanıt mevcut. Birincisi, Birinci ve İkinci Tanım’ı takip ediyor ve bu tanımların İkinci ve Dördüncü Önerme’yle bir araya gelmesinden oluşuyor. Ama İkinci Kanıt belki de daha ilginç olan, hemen seslendirebilirim: tozlaşmış, tozlaş-mış, toz-la-ş-mış, t-oz-la-ş-mı-ş, t-o-z, ne demek istediğimi anladınız, değil mi? Bu, kelimelerin ve toz kelimelerinin tozlaşmasıdır. Önerme Sonucu Bir: Paralel bir şekilde, gayridünyalaşan toz dünyalarıyla beraber toz kelimeleri de gayrikelimeleşmektedir. Bu paralelliği biraz ileriye taşırsak, ifade ettikleri şey maddenin ve anlamın parçacıklarına ayrılmasıdır, gayrikelimeleşmenin kelimeleşmesi.  

Anlamın tozlaşması yeni eklemlenmeleri ivedilikle hem imkânsız hem de gerekli kılar. Bu noktada Samuel Beckett’ın oyunlarının gayrikelimeleşmenin kelimeleşmesinin tehlikeli ve çelişkili eşiğinde durduğunu not düşebiliriz. Buradan hareketle, toz evrenselliğine rağmen en eşsiz, tekrarlanamaz ve çevrilemez şeydir.. 

Önerme Sonucu İki: Toz kelimeleri, toz dünyalarından ayırt edilemez. Maddeden anlam damıtma eylemleri ve daha önceden veya henüz olmayanın işaretleri yok olma noktasına kadar ufalmıştır. Kendi içinde toz, aşağı yukarı bir şeyden diğerine doğrudan bir geçiş sağlar: toz kelimelerinden toz dünyalarına, toz dünyalarından toz kelimelerine. 

Not Bir: Toz kelimeleri toz için kelimeler değildir, örneğin başka dillerin tozu adlandırmak için kullandıkları kelimeler değil, tozun kelimeleri ve toza içkin kelimelerdir. Kelimelerin kendilerini tozlaştırırsak, toz olana kadar parçalarsak ne olur?

Bu kelimeler dünyaları belirleyen anlardan farklı değillerdir, biçimlendirme ve biçimsizleştirmenin çift taraflı geçişine işaret etmek yerine anlamı tuzla buz edip nanopartiküllere ayıran, toza dönüşene kadar öğüten. Bu onların eklemlenmesidir. 

Ve Not İki: Toz kelimeleri, kelimesizliğin sınırında, dolayısıyla belirli bir sessizliğin kıyısında var olurlar. Önerme Altı: Toz kelimeleri, zaman ve mekânda eklemlenir ve zaman ve mekânın anlamını eklemler. Kanıtlar geometrik olduğundan hızlıca geçiyorum ama bu önermeye dair bir not var. Ölü deri hücreleri ve kozmik parçacıklar, siyah karbon ve sentetik mikroelyaflar; tozun içinde yakın ve uzak, güncel ve tarihsel olan birbirine karışır. Söz konusu karışım, önceden belirlenmiş zaman ve mekân parametreleriyle, Newtoncu fiziğin sınırları dahilinde deneyimlendiğinde kafa karıştırıcıdır. Ama kendi koşullarında deneyimlendiğinde, toz belirdiği her yerde ve her zamanda mesafeleri ve süreçleri yeniden ayarlar. Birdenbire zaman ve mekânın anlamını gösterir ve yeni eklemlenmelerin gerçekleşeceğinin garantisi olmamasına rağmen bu anlam da aniden dağılır, yeni eklemlenmeleri bekler. Değil mi?  

Yani, tozun karışımı Newtoncu fiziğin sınırları dahilinde kafa karıştırıcıdır, ama Einstein’ın zaman-mekân kavramıyla yaptığı şekilde bunu biraz mantığa oturtabiliriz. Dolayısıyla tozun zamanını ve mekânını sorgulayabiliriz ve bunlar her seferinde bir saniye sonra dağılmak üzere yeniden belirecektir. 

Önerme Yedi: Mazide kalmış dünyaları tasvir edecek veya ifade edecek kelimeler yoktur. Kanıt: Dünyalar toza ufalandığında, onları anlamlandırmak için kullanılan kelimeler de içlerinde ufalanır. Dışarıdan uygulanan anlaşılabilirlik, dünyayı dünya yapan hissi kaybeder ve bunun yerine onu bir anlam nesnesine indirger. Bu sebepten, toza dönüşen dünyalar sağlam kalmış kelimelerin perspektifinden anlaşılamaz. Ama toz kelimeleri sayesinde az da olsa bir anlamı muhafaza ederler. Burada eklemek isterim ki, biraz Theodor Adorno’nun estetik teorisini takip ederek ilerliyorum. Adorno’ya göre paramparça olmuş, hasar almış bir gerçekliği anlamak için paramparça olmuş, hasar almış bir özne gereklidir, değil mi? Yani, neyin ne olduğunu, tüm bir dünya içine ufalanmışçasına neyin toza dönüştüğünü anlamak için hasar almış, toza dönüşmüş bir eklemlenme şekli gereklidir.  

Ve Önerme Sonucu: Sadece toz kelimeleri ve çatlaklı semantik dizilimler toz dünyalarını ifade edebilir, gayridünyalaşmanın dünyasını açıklığa kavuşturabilir. Şimdi son önermeye geldik. Önerme Sekiz: Çevrilemez toz, evrensel bir çevirmendir. Kanıtıysa şu: Toz, Tanım Dört ve Önerme Beş’e göre çevrilemez. 

Fakat Aksiyom İki’ye göre toz, olmuş olan ve olacak olandır. Bunu Önerme Üç ve Beş’le bir araya getirdiğimizde toz, içinde var olmanın, eklemlenmenin ve söylemin evrensel bir boyut kazandığıdır. Öyle ki, Anaxagoras’ın dediklerini açmak gerekirse, tozun içinde her şey diğer her şeyle konuşur. Kısaca açıklayayım, fragman B11, Diels-Kranz 59’da Pre-Sokratik Anaxagoras şöyle not  düşer -bu bir alıntı-: “Her şeyde, her şeyin bir payı vardır”. Değil mi? Ve ben de tam bu noktada tozu çevrilemez, evrensel bir çeviri aracı olarak konumlandırıyorum. 

Önerme Sonucu: Tozla olmak her şeyle olmaktır, tozu eklemlemek, belirli bir şey, bir şey ya da hatta bir dünya sonsuz düzlemlerinde fokurdamadan öncesindeki ve sonrasındaki her şeyi de eklemlemektir. 

Not Bir: Gayridünyalaşmanın dünyası olarak toz, dünyalık ve dünya olma haline uygun bir şekilde çevirinin potansiyellerine sahiptir. Bu koşullarda, teklik kategorileri -örneğin tek bir dünya, tek bir kelime ve birçoğu- bunun yanı sıra parça ve bütün kategorileri de radikal bir şekilde tekrar gözden geçirilir.

İki Numaralı Not: Tozla olmak, yani aynı zamanda toz olmamız nasıl bir his? Zamanda olmanın, tozda olmanın çatlamasına değinmez mi, tozla dolmadan önce toz olan bu çatlamaya? İçi dâhil her yanından eklemlenme taşan parçalanmaya bağlı değil midir? İlginiz için teşekkürler. 

Gülşah: Bu şahane sunum için teşekkürler Michael, oldukça yüklüydü. O yüzden, sanırım dinleyicilere sindirmek ve sana da dinlenmek, rahatlamak için bir an vermeliyiz. Serginin küratörü Sarah’nın bir sorusuyla başlayacağız. Şöyle yazmış: Bir toz çemberinde bir sanat işi -bu sergide, Kum Fırtınası’ndaki işlerden biri olduğunu farz edelim- toz çemberinin görselleştirilmiş bir hâli midir yoksa toz dolanıklığının bir anını mı belgelemektedir? Görselleştirilmiş bir tozdan kopuk, yeni bir toz dolanıklığı mıdır?  

Michael: Evet, senin tozun dolanıklığı dediğin şeyi düşünürsek, size daha önce sunduğum pre-Sokratik Anaxagoras okumasına ve benim muaddel okumama dönmek isterim. Tozun içinde, toz olarak her şey diğer her şeyle konuşur. Dolayısıyla tozun dolanıklığından bahsedeceksek, işin içine seyirciyi, gösteriyi ve gösterinin görselleşmesini sağlayan mecrayı da katmalıyız. Değil mi? Bu bağlamda, tozla olmaktan bahsettiğimde, hepimizin toz olduğundan da bahsediyorum. Bahsettiğin çembere dâhil olan bu toz olma durumu. Ama çember oldukça kapalı bir figür, değil mi? Belli ki bir sonsuzluk şekli, ama gene de sınırları iyice çizilmiş, kapalı bir geometrik şekil. Bu sebepten geometrik temsillerden bahsettiğimizde, daha ziyade sonsuz toz düzlemlerini tercih ediyorum. Newtoncu fizikteki sonsuz mekâna benzer sonsuz düzlemler. Sanırım bu tozun ne olduğunun ve ne yaptığının hakkını daha çok verir. Ve tabii her daim işin içine kendimizi katmalıyız, seyircinin bakışını katmalıyız, gösteriyi ve ikisi arasında olan biten her şeyi de. Yani mesele ilişki ve ilişkili koşullardır ve bütün bunlar tozun ve girdabının içine dahildir veya onlar tarafından yakalanmış veya tutulmuştur. 

Gülşah: Sanırım Sarah bu mevzuyu detaylandırmak istiyor, sözü ona vereceğim. 

Sarah: Evet, tahmin edebileceğin gibi bu konuyu daha ziyade güzel sanatlar perspektifinden gerçekten merak ediyorum. Cevabın için teşekkürler, yani sınırsız yapıları tercih ettiğini söyledin. Yani tozu sınırsız bir ağ olarak düşünebilir misin?  

Michael: Evet, sınırsız bir ağ olduğunu söyleyebilirsin, ama bu ağın içindeki eklemlenmeler durmaksızın yeniden gruplaşır ve tekrardan ufalanır, değil mi? Bu yüzden, genellikle ağlarla veya tözle bağdaştırdığımız sabitliğe sahip değildir. Bu sebepten, konuşmamın başında Spinoza’nın çalışmalarında en çok itiraz ettiğim şeylerden birinin töz olduğunu söyledim. Yani eğer toz bu evrensel tözse, genellikle kullandığımız anlamıyla bir töz değildir, çünkü herhangi bir sabitliği, altyapısal bir temeli yoktur. Ama tam olarak toza dair sevdiğim şey de bu kadar geçici olmasıdır. Geçiciliğindeyse etrafımızı sardığımız benzer varlıklardan çok daha basittir. Ve kendimizi farz ettiğimizden de daha basittir, değil mi? Bunların hepsi sınırları çizilmiş şeyler. Yani evet, toza dair güzel olan şey de budur; tüm geçiciliğinin, biçiminin alabileceği sonsuz ihtimalin, sonsuz ağlar yaratmasının yanı sıra Batı düşüncesinin göz önünde bulundurmaya alışık olduğu tüm temellerden daha esaslıdır. O halde kendi failliğinin de olduğunu söyleyebilirsin? Belli bir failliği olduğunu söyleyebilirsin, ama buradaki mesele o failliği hangi açıdan veya bakış açısından sorgulayacağın, düşüneceğindir. Bu büyük bir mesele. Çünkü o zaman, Tanrı’nın bakış açısına sahipmiş gibi yapman gerekir, değil mi? Tozun failliğinden bağımsız olmak, çünkü eğer toz her şeyi kendi içine süpürüyorsa, o zaman tüm diğer faillikler; bağlantılar, eklemlenmeler ve anlamlı ilişkiler kurmak adına içine dahil edilmiştir. Yani eğer toz o derece tümleyiciyse, onu tasvir edeceğimiz açıyı nasıl bulabiliriz ki? Belli ki sadece içinden bulabiliriz, sadece içinden, kendimizi ondan ayırmak yerine onunla özdeşleşerek ve kendi varoluşumuzda, maddeliğimizde, düşünselliğimizde tozun ve tozun failliğinin izlerini görerek… O sebepten bir tarafta insan failliği diğer taraftaysa toz failliği var gibi düşünemeyiz. Öncelikle tozun kendi içimizde, kendimiz üzerinden ve biz olarak nasıl davrandığını görmeliyiz, değil mi? Ondan sonra tozun failliği dediğin şeyi düşünmeye çalışabiliriz, evet.  

Sarah: Tamam, teşekkürler. 

Michael: Tabii. 

Gülşah: Michael benim de bir sorum var. Bir şey toza dönüşürken, başka bir şeyin varlığını yitirdiğinden bahsettin, yani her seferinde bir şey toza dönüştüğünde başka bir şey varlığını yitirir. O halde bu tanım dâhilinde tozun içinde olan toz akarlarını, yosunları ve mantarları nasıl konumlandırıyorsun?

Michael: Evet, bu tanım dâhilinde bu canlılardan Jacob von Uexküll’ün fenomenolojik biyoloji denebilecek çalışmalarıyla bağlantılı olarak bahsettim. Ve von Uexküll, gerçekten de dünyayı içinde yaşayan belirli canlıların bakış açısından tasvir etmeye çalışıyor. Yani bir oda, aynı oda, bir nesne, objektif olarak aynı büyüklükteki bir mekân, bir köpeğin bakış açısından, bir sineğin bakış açısından, bir insanın bakış açısından nasıl gözükür? Değil mi? Bunlar farklı dünyalar olacaktır, bazı kısımları ayrışacak, bazı kısımlarıysa kesişecektir, vesaire. Yani toz akarlarını, mantarları ve mikropları düşünmenin en ilginç şeklinin von Uexküll’ün düşünme şekli olduğunu düşünüyorum. Toz onların dünyası. Ben gayridünyalaşmanın dünyası dedim, ama toz akarlarının bildiği tek dünya bu, içinde besin bulmanın, üremenin belli yollarını anlamlandıkları vesaire, değil mi? Yani bu toz dünyasının tuhaf bir örneği, tamamen olumlu ve olumlu bir şekilde, ufalanmayla veya gayridünyalaşmayla vesaire herhangi bir ilişkisi olmayan bütün bir dünya, değil mi? Eğer bir toz akarının bakış açısını hayal edersek ve onunla özdeşleşirsek. 

Gülşah: Jorella Kariki’den bir sorumuz var: “Maddenin hâl değiştirmesi veya tozlaşması için dışarıdan bir kuvvet gerekir, ilk ayrılma anına sebep olacak bir çarpışma veya kargaşa. Fiziksel anlamda, bunu iki kütle arasındaki fiziksel bir karşılaşma, fiziksel bir kuvvetin icrası olarak düşünebiliriz. Toz soyutlamalarında bu kuvvetleri nereye koyuyorsun?”. 

Michael: Evet, teşekkürler, bu çok yerinde bir soru. Tabii ki de toz, genelde entropi olarak düşündüğümüz şeyin görünmeyen yüzüdür. Entropi bir çeşit… yani burada anahtar kategori bir enerji olarak kuvvet değil bence, değil mi? Her enerji sisteminin görünmeyen yüzü enerjinin tükenip gitmesi, sıyrılıp uzaklaşması ve sistemden dışarı çıkmasıdır. Ve toz arta kalandır, bir bakıma entropinin işinden arta kalandır. Ama öte yandan, enerji üzerine düşüncelerimin çoğunda enerji kavramının bu geleneksel, ders kitabı tanımına karşı çıktım. Başlangıçta bir bolluk oluşu, yavaş yavaş enerjinin veya kuvvetin dağılması ve sonsuza dek kaybolana dek varoluşun kademeli entropisi. Ve şüphesiz ki toz bizim dikkatimizi buna çeker. Benim daha çok ilgimi çekense sonun enerjisi dediğim şey. Fizikte öğrendiğimiz bu entropik, bu duraksamayan entropik kuvvete karşı sonunda enerjinin yükseldiği veya daha belirginleştiği hakiki durumlar. O halde belki de tozu enerjinin her zaman dağıldığı ve tükenip gittiği bu karamsar sürecin hatırlatıcısı değil, olumlu bir hatırlatıcı veya artakalan olarak bile düşünebiliriz. Nihayetinde tozun, süpernova patlamalarından arta kalan o kozmik tozun, yeni galaksiler ve gezegenler vesaire ve başka kozmik cüsseler oluşturabildiğini biliyoruz. Yani o bağlamda toz, sadece bir süreç tamamlandıktan sonra arta kalan değildir, yeni bir başlangıcın, yaratının öncüsüdür, değil mi? Bu yüzden, bu ikisini de, bu iki veçheyi de tozu düşünüşümüze dahil etmeliyiz, hem entropik bir artık hem de varoluşa bir başlangıç olarak; en azından tozun katılaşmasından yeni bir şeyin ortaya çıkma ihtimali olarak. 

Gülşah: Gayridünyalaşma tabirini biraz açabilir misin? Bu kavramı hem tozla hem de tozun oluşumuyla ilişkili olarak kullanıyorsun. 

Michael: Evet, yani gayridünyalaşma şudur, eğer dünyadan farklı seviyelerde eklemlenen belli anlam yapılarını -düşünce, kavram seviyesinde ve aynı zamanda sadece mekânda birleştirilen şeyler seviyesinde- anlıyorsak, değil mi? Dünya budur. Hem mekânsal ve hem de anlamsal bağlamda eklemlenmeler toplamıdır. Öyleyse gayridünyalaşma, parçalanmanın eklemlenmenin önüne geçtiği andır, eklemlenen şeylerin gitgide daha çok ayrıldığı, aralarındaki mesafenin herhangi bir ilişkiselliği, herhangi bir ilişkiyi kaybedecekleri kadar büyüdüğü. Tabii bahsettiğim gibi parçalanma, eklemlenmenin içinde her daim işlemektedir, ama bazen parçalanma o kadar ilerler ki eklemlenmenin önüne geçer. Gayridünyalaşma budur, dünya yaratan anlamlandırma zincirlerinin, mekânsal zincirlerin ve ağların ayrışmasıdır. Ve bu bağlamda dünyalar, içlerindeki eklemlenme ve parçalanma dengesi değişken olduğu müddetçe var olup yok olabilirler. Ve genellikle yok olduklarında, bu süreçten hızlıca veya yavaş yavaş bolca toz oluşur. Yani budur, bu sorunu tam olarak yanıtlıyor mu bilmiyorum Gülşah. Evet. 

Sarah: Benim bir sorum daha var. Tozun parçası olduğumuz için tozu görmemiz gerektiğini söyledin ve sonra Uexküll’den bahsettin. Örneğin, keneyle ilgili meşhur bir örneği vardır -yani keneyle çalışıyordu- tabii onların bizden tamamen farklı bir zaman algısı var.  

Michael: Tahminimce tozun bizden tamamen farklı bir zamanı ve algısı var, ama zamanda farklı bir varoluşu da var. Ve Uexküll laboratuvarlarda veya farklı yerlerde birçok gözlem yapmıştır. Ne kadar yaşadı, tam olarak bilmiyorum. Sanırım 70 yıl ve 50 yıllık bir gözleme dönemi olmuştur. Ama bu bile yeterli olmayabilir, yani bir insan yaşamı. O halde mesela Uexküll gibi toza dair gözlem yapmak için ne kullanabilirsin? Çılgın bir soru olduğunu biliyorum ama tozu nasıl daha iyi anlayabileceğimizi, daha iyi görebileceğimizi anlamaya çalışıyorum. Evet, belki de burada konuşma esnasında laf arasında bahsettiğim bir mevzuya dönmek faydalı olur, tozu sadece zaman ve mekânda olan, vuku bulan bir şey olarak düşünmemeliyiz. Belki de daha radikal olan, zaman ve mekânın oluşmasını ve anlamlılığını toz üzerinden ve toz sayesinde düşünmek olacaktır. Yani çok basit bir örnek olarak, bir şeyin zamanını o şeyin toza dönüşmesi için geçen zaman üzerinden ölçebiliriz, değil mi? O halde, bu zaman ölçeği olur ve zaman ölçeği her nesne için, her varlık için eşsizdir, çünkü her birinin toza ufalanmasının zaman ölçeği farklı olacaktır. Aynı şeyi mekân için de söyleyebiliriz, değil mi? Mekân için de aynı şey. Bu mevzuya 2016’da toz üzerine yayımladığım kısa kitapta değinmiştim. Belki de mekânı bir vakum, etrafımızı saran büyük bir boşluk olarak düşünmek yerine daha olumlu bir yerden, ağzına kadar, bazıları toz olan mikro parçacıklarla dolu bir şekilde düşünebiliriz. Mekâna belli bir somutluk addedilir, örneğin tozu gün ışığında dans ederken gördüğümüzde, değil mi? Yani, mekânın bu doluluğu ve içeriden var edilişi toz üzerinden örneklendirilebilir. Tekrardan ifade etmek gerekirse, her varlığın toza dönüşme sürecine göre zaman ölçeklerinin değişkenlik göstermesi gibi, tozun mekândaki yoğunluğu da değişkenlik gösterir değil mi? Bir kum fırtınası durumunda bu yoğunluklar kocaman, muazzam büyüklükte olacaktır. Ve daha şeffaf koşullarda bu yoğunlaşma daha az olacaktır. Yani tekrardan, bence doğru izlek mekânın var edilişini toz yoğunlukları üzerinden düşünmek olacaktır.  

Gülşah: Çok teşekkürler Michael. Başka sorusu olan var mı? Veya sen bir şeyler eklemek ister misin, bahsettiğin diğer mevzulardan birini açmak ister misin? 

Michael: Peki başkalarından soru var mı?  

Gülşah: An itibariyle başka bir sorumuz yok, ama oldukça yüklü bir sunumdu. İnsanların üzerine uzun süre düşüneceğine eminim. Ve tabii Sarah ve ben soru sormaya devam edebiliriz. 

Sarah: Evet Michael, sanırım ben bir kitap alacağım.  

Michael: Çok teşekkürler, eklemek isteyeceğim son bir düşünce şu olabilir, tozu nihilist bir yerden düşünmeme fikri. 2016’da toz üzerine ilk düşünmeye başladığımdan beri yapmaya çalıştığım tozun olumlu halini düşünmek; tozu olumlu, dünya oluşturan, dünya yaratan bir unsur olarak düşünmek.. Tabii ki biçim bozan ve dünya bozan unsurlarına da ek olarak. Ve bence bu şekilde devam etmek şu içinden geçmekte olduğumuz dönemle, etrafımızda mantar gibi biten dünyanın sonu anlatılarıyla başa çıkmamıza da yardımcı olabilir. Şu an pandemide her zaman olduğundan daha da çok, ama tabii her türlü çevresel meselede, küresel ısınma mevzusunda, vesairede. Tabii ki içinde nihilist bir kısım var, ama bunun üstesinden gelip tozun da yardımını alarak nihilizmi geçmeliyiz ve tozun içinde bulundurduğu olumlu, dünyayı aydınlatan unsurları görmeliyiz, değil mi? Yani bu konuya yaklaşmakta benim genel çerçevem bu olur. Virüslerin tozla taşındığını bilmemize rağmen biz de deniyoruz. Tabii ki yakın zamanda virüsün hava yoluyla bulaşmasının sadece insandan insan olmadığını bilimsel olarak ispatladılar, insandan havaya, havadan insana da geçebiliyor, değil mi? O halde havada virüsler her türlü parçacık üzerinde seyahat eder, toz, karbondioksit parçacıkları vesaire, evet. Şüphesiz ki o zaman toz virüs için bir dünya haline gelir, toz akarları ve mantarlar için dünya olduğu gibi. 

Sarah: Evet kesinlikle. Çok teşekkürler Michael. 

Michael: Evet, teşekkürler Sarah, bu davet ve bu yeni çalışmamı paylaşma fırsatı için çok teşekkür ederim. Umarım faydalı olmuştur. 

Gülşah: Konuşmamızı sona erdirmeden, aslında son bir sorum var. Bir kelimenin tozlaşması için parçalanmadan başka neler gerekir?  

Michael: Evet, verdiğim örnek oldukça basit, neredeyse Dadaistti değil mi? Bir kelimeyi semantik bir birim olarak alıp daha küçük birimlere, harflere vesaire bölmek. Ama tabii ki Latince gibi sözde ölü dilleri de düşünebiliriz. Tabii ki Latince öğrenebilirsiniz, ama Latincenin dünyası, yaşayan bir dil olduğu dünya artık yok. O dünya toza indirgenmiş durumda. O halde, -benim bu konuşmadaki yaklaşımıma göre- artık karşılık geldiği bir dünya olmayan bir dili çevirmenin veya o dile çevirmenin belli bir zorluğu ve limitleri vardır, değil mi? Yani kelimeler ya bu anlam katmanlarını veya onları kapsayan semantik öğeleri kaybederek ya da bir dünyayla o ya da bu sebepten bağlantılarını kaybederek toza indirgenirler. Mesela o dünya artık mevcut değilse. Ve evet, kelimelerin gayrikelimeleşmesinin ve toza dönüşmesinin muhtemelen bizim düşünebileceğimizden çok daha fazla yolu vardır. Ama bu sürekli oluyor ve eğer eklemlenme konusundaki sezgim doğruysa, eklemlenme mekânda şeyleri birleştiriyorsa, düşünceleri bileştiriyorsa, şeylerin yavaş yavaş toza ufalanması gibi düşünceler ve kelimeler de ufalanır. Kelimeler ve düşünceler gibi ideal anlam birimlerini bu süreçten muaf tutamayız. Onlar da toz olana dek ufalanırlar, maddeselliklerinin kanıtı budur. Eğer yeni materyalizmin tüm öğretilerini dinlerseniz bu fikirler sadece somut şeylere uygulanmakla kalamaz. Radikal materyalizmin anlam birimlerine, düşüncelere, kelimelere ve daha nicesine de uygulanması gerekir. Ve o yüzden şeylere olanların düşüncelere ve kelimelere de olabileceğini ve her zaman da olduğunu ifade etmek çok önemli. Bu kalemin durmadan parçacıklarını kaybedip yavaş yavaş toza dönüşmesi gibi kullandığımız her kelime, her düşünce de parçacıklarını kaybederek yavaş yavaş toza dönüşür. 

Yani demek istediğim, Latinceye zemin veren Roma imparatorluğunun dünyası gibi, bir dünyanın kaybı kadar dramatik bir olay olması gerekmez. Kelimelerin ve düşüncelerin gündelik kullanımında toz dökme süreci zaten halihazırda mevcuttur, değil mi? Ve tekrar doğmalarının sebebi onları kullanan, tekrar kullanan, yineleyen ve onlara dönen yaşayan bir eylemliliğin hâlâ var olmasıdır, değil mi? 

Gülşah: Sergideki işlerden biri, Ayat Najafi’nin işi -sana daha önce bahsetmiştim- Gılgamış Destanı’ndan bölümler içeriyor. Ve bu işte artık var olmayan iki dilde de ifadeler var, Akadca ve Sümerce. Bu dillerdeki kısımlar birkaç tarihçinin yardımıyla kaydedildi. Oldukça ilginç bir tecrübe, iş o kısımlarda seni anlamlandırabileceğin dillere geçmek için sabırsız hale getiriyor, çünkü video farklı diller arasında sürekli olarak değişiyor. Keşke görebilseydin. Yakında serginin yayını çıkacak, bu yayında farklı arka planlardan gelen sekiz yazarın katkıları yer alıyor. Yayını Depo’nun web sitesinde paylaşacağız. Aynı zamanda sergiyi gezme fırsatı olmayacaklar, İstanbul’da olmayanlar için de serginin bir video turunu hazırlıyoruz, ikisini de yakın zamanda Depo’nun web sitesinde bulabilirsiniz. Geldiğiniz için teşekkürler ve Michael, sergideki birçok işe bağlam sağlayan bu harika konuşma için teşekkür ederiz.   

Gülşah: Evet, çok teşekkürler. Teşekkürler, benim için zevkti.

Michael Marder: Evet, görüşmek üzere!

Daha Fazla İçerik
Etiketler