Boşluğa Atlamak: Muñoz’u Kaybederken Bulmak, Jack Halberstam

9 Eki 20

Jack Halberstam, Güney Kaliforniya Üniversitesi

Bazıları, José Ésteban Muñoz’un zamansız öldüğünü söyleyecek; genç yaşta, daha yapacağı çok şey varken öldüğünü. Fakat, queerlığı yokluğundan menkul, yitik geçmişin içinde mevcut bir oluş biçimi, ulaşılmaz geleceğin çağrısı olarak ifade etmesi gibi Muñoz; bizzat seçmediği ama ısrarla onu seçen bir queer devrin içinde, nasıl yaşadıysa öyle öldü. Hakkında yazdığı queer sanat dünyasının egzotik müştereklerinin yaptığı gibi Muñoz, henüz ve dahi hiç gelmez bir o zaman ve orası uğruna, şimdi ve burada olan herşeyi feda etti. Jack Smith’in tamamlanmayacak bir performansa geç gelişinde ya da Fred Herko’nun son performansında arkadaşının evinin penceresinden ‘kusursuz bir sıçrayış’ gerçekleştirmesi sonucu aramızdan erken ayrılışında (Cruising Utopia, 148) olduğu gibi, Muñoz ani gidişiyle hepimizi şaşırttı, bizi geride üzgün ve yoksun bıraktı. Muñoz’un gidişi ileri sıçramak ya da hayatı göğüslemekten geri durmak değildi; içinde bulunduğu zamana, şimdi ve buradaya ilişkin mecalini kaybederken, bir başka aleme ilişmeye yarayacak bakışlar sunan biricik anlar etrafında hızla dönen bir yaşamın, ani sonlanışıydı.

Muñoz’un erken ölümünü kendi işleri üzerinden bir reddetme jesti, zamansallığı reddetme olarak anlamamız mümkün olabilir mi? Cruising Utopia’nın ‘Bir Camdan Sıçrayış bölümünde José, Fred Herko’nun intiharını, sanatçının son performansı olarak yorumlar. Jose, artı değer kavramı kullanarak kapitalist devinimi alteden eylemleri, üretimleri ve oluş biçimlerini ele alırken Herko’nun boşluğa atlamasını, aşırı bir jest olarak okur; bu jest, lüzumsuz, çocuksu, savruk, anlamsız gözükebilir ama kapitalizmin ve kapitalist zamansallığın öne sürdüğü herşeyi tam anlamıyla reddeder. Queer estetiğin üreyişinde birbirine yanaşan red ve kaçışın, alt edilmiş bir zamansallıkta ‘geç’ ve ‘erken’ kavramlarını, bilakis, devre dışı bıraktığına dikat çeker. 

Ayrıca, kuir alemlerden içeri aşırılık ve yitimin yan yanalığı ütopik hayal gücünün güçlü kanıtlarıdır. Queer düşsel ideal dünyaya şimdi ve burası üzerinden ulaşamaz; fakat onu boşluğa meyleden sapkın, riskli, yaban sıçrayışlar ile çağırır. Ütopik olanın bu şekilde kavramsallaştırılması, sanatı su yüzüne çıkabilecek ya da çıkmayabilecek arazilere rehberlik yapacak şekilde konumlandırır. Muñoz, sanatın bu rolünü bize Ernst Bloch üzerine yaptığı hünerli okumalarla hatırlatmıştı. Muñoz’un anlattığına göre Bloch sanatı, ‘henüz buraya gelmemiş, bir başka oluş tavrının aleminden ‘ön-gözükmenin icrası’ olarak konumlandırmıştı (147). ‘Henüz burada olmayan’, tıpkı ‘yitip gitmiş’ olan gibi, geçmişin hayaletlerinin, geleceğin ışıltılarının, yolu gözlenen ve yitirilenlerin işaretiymişcesine, başka imkanların hızlıca gözüküp yittiği, yamuk zamansallıkları temsil eder. 

Fred Herko’nun arkadaşının penceresinden boşluğa, ölümü kucaklayan sıçrayışı, Muñoz için, izah, idrak ve akılsallığa karşı koyan bir performansı gösterir; bu performans, kapitalist birikim mevhumuna ve kapitalist mantığa karşı koyar. Sarılması gerekeni üzerinden atar ve korkulana sarılır. Mutlak bilinmezliği ve kırılganlığıyla mükemmeldir. Herko’nun boşluğa kontrollü bir şekilde sıçraması, ölüme doğru kontrolsüz bir düşüşü sanat yapar. Ve Herko’nun son dansı, queer sanatı yaşamın kendisine ters bir ilişkide pozisyonlandırır. Eğer yaralanabilirlik, kural dışılıkla, hasar görmekle ilişkiliyse, o zaman queer acı, tahribat ve korkunun koşullarını kimlik tertiplerine değil, yaban tecessümlere açılan yollar olarak, yeniden, katetmeye çalışır. 

Dolayısıyla, José Esteban Muñoz’un yasını tutmuyorum; onun zaman, imkan ve olasılıkları sezen yaban bakışını kutlamak istiyorum. Cruising Utopia’da ‘Queerlık henüz burada değil,’ yazmıştı. ‘Queerlık düş(ün)seldir . Başka bir deyişle, biz henüz queer değiliz. Queerlığa hiçbir zaman dokunamayabiliriz ama queerlığı olasılıklarla dolu bir ufuğun sıcak aydınlanması olarak hissedebiliriz. Hiçbir zaman queer olmadık ama queerlık hepimiz için geçmişten damıtılmış ve geleceği hayal etmek için kullanılan bir düşüncellik olarak var olmaya devam ediyor’ (1). José, yaşamında olduğu gibi ölümünde de bizi, özgün bir yetkinlikle görebildiği, tarif edebildiği ve dokunabildiği ‘ufuğun sıcak aydınlanması’na yaklaştırıyor. Bu ufkun sanat olduğu kadar ölüm olduğu gerçeği bizi uzanıp onun aydınlığına bakmanın tadını çıkarmaktan vazgeçirmesin. 

Derya Bayraktaroğlu dil ile müzakeresini “şimdi ve burada” fenomenine, zaman/mekânın mülkleşmesine uzanan bir eleştiriyle kuruyor. Anaakım, tekil ve krono-normatif bir artikülasyon olarak sunulan “şimdi ve burada” bir yana, yer ve zaman queer düşünüşün araçları yordamıyla nasıl algılanabilir? Sorular üretmeye ve metod üzerine düşünmeye aracılık edecek üç parçadan oluşan yapının parçaları şöyle: Jack Halberstam’ın José Esteban Muñoz’un ani ölümünden sonra yazdığı bir mektup, Angela Davis ve Judith Butler’ın eşitlik mevhumuna dair genel-geçer siyasal kabuller ve beklentileri alaşağı eden bir sohbeti ve Mehmet Sander’in bedeni direnç ve bir karşı-eylem olarak ele alan sanatçı konuşması.
Daha Fazla İçerik
Etiketler